harbiyegnrefetbele.sitemynet.com
turkish_flag_active_0.gif

Anasayfam
Personel
Bölümler
Gezi
Tarihi Antakya
Tarihçemiz
Link Bankası
İlimiz-Bölgemiz
Okul meclisi
Öğrenci Başarısı
İzciler
Yardımlaşma
Törenler
Etkinliklerimiz
Spor
Anasınıfı

Tarihi Antakya


hatay_bayra__.jpg

20 Ekim 1921 günü Türkiye ile Fransa arasında Ankara itilafnamesi imzalandı. Bu itilafname ile savaş sona erdi.Türkiye ile Fransa işgal bölgesi olan Suriye arasında Payastan başlayıp düz bir hat halinde Kilise ve oradan Fırata doğru uzanan bir sınır çizildi. Antakya, İskenderun ve havalisi Türkleri Anayurttan ayrı yaşamaya alışamamışlar her fırsatta Türkiye den memleketlerinin işgalden kurtarılması talebinde bulunmuşlardır. Nitekim gazi Mustafa Kemal Paşa Lozan görüşmelerinin kesintiye uğradığı sıkıntılı bir dönemde 15 Mart 1923 te Adana ya geldiğinde Antakyalılar kendisini karşıladılar.24 Temmuz 1923 te imzalanan Lozan barış antlaşmasının 3.maddesi ile 1921 yılında imzalanan Ankara itilafnamesi hükümleri ve bu itilafname ile belirlenmiş olan Türkiye-Suriye sınırı aynen kabul edildi.İskenderun hükümeti Suriyelilerin ısrarlı baskılarıyla Fransız askeri yetkililerin tehditleri sonucunda 12 Haziran 1926 da bağımsızlık ilanı kararını geri aldı ve eskisi gibi özerk yönetimle yönetilmeye razı oldu. 9 Eylül 1936da Suriye- Fransa antlaşması imzalandı. Bunun üzerine Türkiye konuya müdahale etti.Uzun görüşme ve incelemelerden sonra Milletler Cemiyeti Konseyi27 Ocak 1937 toplantısında İskenderunSancağınabağımsızlıkverilmesinikabuletti.Mütehassıslar Komitesinin hazırladığı Sancak Statü ve Anayasası29 Mayıs 1937 de kabul edildi ve 29 Kasım 1937de yürürlüğe girdi. Devletin esaslarının ve anayasanın belirlenmesinden sonra sıra Milletler Cemiyeti nezaretinde Sancak nüfusunun cemaatlere göre belirlenip kaydedilmesine ve seçimlerin yapılmasına gelmişti.Bunun için seçmen yazımı yapılması gerekiyordu.Ancak işgal başlangıcında beri çok sayıda Türk,Sancakı terkedip Türkiyeye gitmek zorunda kalmış buna karşılık Sancaka çok sayıda Arabın yerleşmesi sağlanmış Ermeniler getirilip iskan edilmişti. Türkiyede hükümet Hataylılarla Hatayda doğmuş olanların 29 Kasımdan itibaren Hataya gidebileceklerini ilan etti.Hataylılar trenlerle akın akın Hataya geldiler.Nüfusa tescil işlemleri yapıldıktan sonra seçim başladı,fakat seçimin gidişini etkilemeye yönelik gösterilerin ve şiddet olaylarının önü alınamadı.Bu olayların artarak devam etmesinde Fransız idarecilerinin Türkler aleyhine tutumlarının da rolü vardı.Milletler Cemiyeti kararına göre seçimler 28 Mart ve 15 Nisanda (1938) yapılacaktı. Seçim Yönergesi 19 Mart günü oy birliği ile kabul edildi.Sancakta idareninyanlış davranmasından kaynaklanan problemlere çözüm bulma çabaları
Dr.Abdurrahman Melekin 5 Haziran 1938 günü Sancak Valiliği görevine getirilip Delege Roger Garreaunun görevden alınmasıyla sonuçlandı.Fransanın Suriye Orduları Kumandanı Orgeneral Charles Huntzinger başkanlığındaki heyetle 13 Haziran 1938 günü bir antlaşma imzalandı.Bu antlaşmaya göre Hatayda asayişi 6000 kişilik bir güç sağlayacak;bunun 2500ü Türkiyeden 2500ü Fransadan ve 1000i Hataydan karşılanacaktı.
22 Temmuz1918 günü başlayan seçim çalışmaları 20 Ağustos 1918 de sonuçlandı ve milletvekilliğine seçilen 40 kişi belli oldu.25 Ağustos 1918 günü Tayfur Sökmen , mücadeleyi yönetmekte olduğu Dörtyoldan Antakyaya geldi.Bu arada Meclisin açılışı için gerekli hazırlıklar tamamlandı. Hatay Millet Meclisi 02 Eylül 1918 günü Gündüz Sinamasında toplandı ve Hatay Devleti kurulmuş oldu. Meclis Başkanlığına Abdulgani TÜRKMEN, Devlet Reisliğine Tayfur SÖKMEN seçildi. Devletin adı HATAY olarak kabul edildi.05Eylül 1918 günü Devlet Reisi Tayfur SÖKMEN Dr.Abdurrahman Meleki başvekil olarak görevlendirdi.Dr.Abdurrahman Melekin kurduğu ve 5 üyeden oluşan hükümet Meclisi 06 Eylül 1938 günkü oturumunda güven oyu aldı.Aynı gün Hatay Anayasası kabul edildi.
Devleti adı Anayasa da HATAY DEVLETİ olarak yer aldı.Türk çoğunluğuna dayanan bu devletin idare şekli Cumhuriyet merkezi Antakya idi.Yine aynı gün Hatay Bayrağı Kanunu kabul edildi.Hatay Bayrağı törenle Hatay Millet Meclisi binasına çekildi.7 Eylül 1918 günü Millet Meclisi Türk İstiklâl Marşını Hatay Devletinin de milli marş olarak kabul etti.Antakya Kışlasında da sembolik bir Fransız askeri birliği bulunuyordu. Fransızlar ve Suriyeliler Hatayın Suriye sınırını kapattılar.Bunun üzerine Hatay devleti de Suriye sınırını kapattı.Bundan iki gün sonra Türkiye Hatay sınırını açtı. Hatay Millet Meclisi 1.devre 2. İçtima dönemine Meclis binası olarak düzenlenen Hükümet Konağında 1 Kasım 1938 de başladı.
1 Aralık 1938 de Hatay ürünlerinin Türkiye ye gümrüksüz girmesi kabul edildi. Bunun ardından Türkiye den Hataya pasaportsuz sadece nüfus hüviyet cüzdanı ile girilmesi kabul edildi.16 Şubat 1939 da Hatay Millet Meclisi Türkiye Cumhuriyetinde uygulanan tüm kanunları Hatay Kanunu olarak kabul etti.13 Martta da Türk parası Hatayın resmi parası olarak kabul edildi.23 Haziran 1939 günü Fransa ile Türkiye arasında Hatay mıntıkasının Türkiyeye iadesine dair Hatay antlaşması (Türkiye ile Suriye Arasında Toprak Meselesinin Kesinlikle Çözümüne İlişkin anlaşma) imzalandı.Hiç bir gizli maddesi olmayan ve geleceğe yönelik hiç bir hüküm ve taahhüt içermeyen 23 Haziran anlaşmasına göre Fransa, fiilen hiç bir yetkisinin kalmadığı, bu bölge üzerinde kendisine tanınmış olan hak ve yetkileri de hukuki yoldan ve kayıtsız- şartsız Türkiyeye katılmasının önünde hiç bir engel kalmamıştı.Hatay Millet Meclisi başkanlığı Meclisi 29 Haziran 1939 günü olağanüstü toplantıya çağırdı.Aynı gün saat 16.00 da toplanan Mecliste Türk camiasının ayrılmaz bir parçası olan Hatayın anavatana katılması ve bunun ardından Abdulgani Türkmenin Hatay Millet Meclisinin dağılmasına dair teklifi oybirliği ve alkışlarla kabul edildi. Hatay da hiçbir zaman ve hiçbir şekilde halkın tercihini belirleyici yada mevcut durumu onaylanmayı amaçlayan bir plebisit uygulaması yapılmadı. Devlet kuruldu yaşadı ve sonuçta kendi iradesiyle Türkiye ye katıldı. Fransız tabiiyetindeki hükmî şahısların Hatay da bulunan malları hakları ve çıkarlarıyla aynı tabiiyetteki gerçek kişilerin sayısı çok sınırlı olan taşınmaz malları 35 milyon Fransız frangı karşılığında tamamen Türkiye Cumhuriyetinin mülkiyetine geçti . 7 Temmuz 1939 tarih ve 3711 sayılı Kanunla Hatay Vilayeti kuruldu.SeyhandanDörtyolkazası
Gaziantepten İslahiye ye bağlı Hassa nahiyesi alınarak Hataya bağlandı .
23 Temmuz 1939 sabahı Türk ve Fransız birliklerinin birlikte katıldıkları törende Kışladaki Fransız bayrağı indirildi ve yerine İstiklal Marşı eşliğinde Türk Bayrağı çekildi. Hatayın kurtuluşu Atatürkün izlediği barışçı dış politikanın bir zaferiydi. Atatürk çok sevdiği ve uğrunda her türlü fedakârlığı göze aldığı Hatayın kurtuluşunu görmesine rağmen anavatana katıldığını göremedi.Ama hem elden çıkan bir vatan parçasını barış ve diplomasi yoluyla kurtarmak hem de Hatay için Türk milletine vermiş olduğu sözü yerine getirmek suretiyle zaferlerine bir yenisini eklemiş oldu. Atatürk ten sonra Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü döneminde gerek Cumhurbaşkanı gerekse hükümetler davayı aynı titizlikle izlediler ve Hatay ın anavatana dönüş süreci başarıyla tamamlandı.

t_rk_ordusunun_ilk_giri_i.5.7.1938.jpg

t_rk_askeri.7.7.1938.jpg

resmi_ge_it.jpg

d__man_askeri-2.jpg

TARİHİ KENTLER BIRLIGI

Tarih: 23 Mayıs 2001

Yayın: Cumhuriyet, Oktay Ekinci

ANTAKYA DAYANIŞMA BEKLİYOR

Söylenceye göre İskenderin generallerinden biri olan Selevkos, bugünkü Hatay ilimizin bulunduğu yörede kurmak istediği yeni devletin başkenti için en uygun yeri ararken, İopolise giderek oradaki Jüpiter Tapınağında bir kurban keser...

O sırada gökyüzünden süzülen bir kartalın kurbandan aldığı parçayı götürüp koyduğu yerde de şimdiki Antakyanın ilk tarihsel çekirdeği kurulur... Yani, Silpus Dağı (Habib Neccar Dağı) ile Orontes Irmağı (Asi Nehri) arasına... Kentin adının ise Selevkosun babası olan Antiokosun anısını yaşatmak üzere Antiokheia(Antioche) olmasına karar verilir... Bu ad tarih boyunca hiç değişmez ve günümüzde de Antakya olarak aynu efsaneyi 3. binyıla da taşıyor...

Tarihini sellerle yaşadı...

Daha İ.S. 1. yüzyıldayken bile dünyanın üç büyük kenti olan İskenderiye, Roma ve Bizansla yarışmaya başlayan, antik çağda nüfusu 500 bine ulaşmış ender kentlerden biri olan ve Roma, Bizans, Arap ve Osmanlı uygarlıklarının en görkemli anıtsal ve kültürel değerleriyle eşsiz bir mimari ve kent dokusunu insanlığa armağan eden Antakyanın, ismiyle birlikte değişmeyen bir tarihsel özelliği de hemen her çağda yaşadığı su baskınları...

Habib Neccar Dağının dik yamaçlarının eteklerinde ve Asi Nehrinin kıyılarında oluşmuş kentin bu topoğrafik yapısı, yine Asi Nehrinin mevsim yağışlarındaki kabarması ve aynı yamaçlardan nehre doğru adeta küçük ırmaklar oluşturarak inen sularla birlikte, sel olayını Antakyanın tarihsel yazgısı haline getirmiş...

Ne var ki Antakya, tarih içindeki zengin deneyimlerini kendine özgü kent dokusuna da yansıtması sonucunda, geleneksel yapı ve kent dokusunda bu doğa olayına karşı da önlemler almış... Selin felakete dönüşmesini engelleyecek çözümleri mimarlık ve şehircilik kültürüne kazandırmış...

Bunlar arasında ise Asi Nehri yatağına yerleşmemek ve olabildiğince Habib Neccarın dik yamaçlarında güvence içinde konumlanmak önemli olduğu gibi, bundan daha çok çarpıcı olanı, aynı yamaçlardan aşağı doğru inen taş döşeli sokakların ve yolların ortalarına yapılmış sel kanalları...

Bu iki kentsel gelenek yine tarih boyunca Antakyayı sellere göğüs gerebilen bir uygarlık merkezi olarak 20. yüzyıla taşımış...

Tarih terk edilince...

İşte, Antakya şimdi de 20. yüzyılın özellikle son çeyreğindeki; tarihsel kazanımlara duyarsız ve sadece arazi rantını yükseltmeyi amaç edinmiş bir spekülatif yapılaşmanın cezasını çekiyor... Kentin eski dokusunun bulunduğu SİT alanındaki taş döşeli özgün sokaklar, sözde çağdaşlık (!) adına 1970li ve 1980li yıllarda tümüyle betonla kaplanınca, mesleğini ve duygularını adeta Antakyaya adamış olan Prof. Dr. Ataman Demir şöyle haykırmıştı:-Yapmayın, sadece tarihsel peyzajı bozmakla kalmıyorsunuz; yarın bu sokaklar herhangi bir aşırı yağışta sel derelerine dönüşecek, mahvolacaksınız...

O yıllarda Antakyalı belediyeciler, yağmur sularını bir süzgeç gibi emip, toprak altından Asinin yatağına ulaştıran taş döşeli uygarlık sokaklarını tarihin belki de en ilkeli anlayışı içinde betonladıkları gibi, ortalarındaki yine tarihten miras olan sel kanallarını da yok ettiler...

Şimdi, Antakyanın çaresiz kalan Belediye Başkanı İris Şentürk, 7-8-9 Mayıs 2001 günlerinde yaşanan sel felaketinin hemen ertesi günü açtığım geçmiş olsun telefonuma yanıt verirken diyor ki: SİT alanı da mahvoldu... Yüzlerce yıl kendini sellerden koruyabilen kentsel doku yamaç sularıyla büyük tahribat altında. Bölgede çok acele tespit yapılmalı, hasar gören kültürel mirasın envanteri çıkarılıp güvenceye alınmalı...

Mimarlar Odası hemen bölgeye giderek, selin felakete dönüşme nedenlerini tespit etti. Mimarlar Odası Adana Şubesinin ve Antakya Temsilciliğinin 11 Mayıs 2001 tarihli inceleme raporunda, doğrudan nehir yatağındaki yapılaşmaya da özellikle dikkat çekiliyor.

Uluslar arası kampanya gerek...

Antakya, Türkiyedeki tarihten ders almamakta direnen imar politikalarının kurbanı oldu... Şimdi yapılması gereken ise bir yandan bu politikaları sorgulamak ama öbür yandan da Antakyaya sadece ulusal değil, uluslar arası yardım elinin de uzanması için hemen bir dayanışma kampanyası başlatmaktır.

Kültür Bakanlığımızın eşgüdümünde ve Dışişleri Bakanlığımızın da etkin desteğiyle bir dünya mirası olan Antakyayı yeniden insanlığa kazandırmak için BM ve UNESCO, ICOMOS gibi kuruluşları ve bir Avrupa mirası kavramı içinde de Avrupa Konseyini, yi ve diğer tüm kent ve kültür organizasyonlarını ivedi olarak bu kampanyaya ortaklığa çağırmalıyız...

Türkiye de tüm olanaklarını hemen seferber etmeli, Antakya gibi bir tarih ve insanlık hazinesinin sahibi olabilmenin ulusal ve evrensel sorumluluğunu yerine getirmeli... Sözün kısası, Antakya dayanışma bekliyor...

hatay_caddesi.jpg

kar__lan__.jpg

t_ren.jpg

frans_z_bayra___indirirlirken.jpg


ismim@benimadresim.com

Bana ulaşmak için yukarıdaki e-mail adresini kullanın