|
TARİHTE HATAY
Hatay Türkiye nin en eski yerleşim yerlerinden biridir.Yörenin iskân tarihi M.Ö.yüzbinli yıllara rastlayan Paleolitik Döneme kadar uzanır.
Amik Ovası yerleşimlerinde görülen saray mimarisi kalıntıları ,Tunç Çağının siyasi yapısı ve yaşayışı ile ilgili bazı bilgiler yanında, bu yerleşimlerin beylikler biçiminde örgütlendiğini de ortaya koymuştur.
Şehrin temeli M.Ö 22.Mayıs 300.tarihinde atıldı ve yapım çalışmaları tamamlanınca devlet merkezi bu- raya nakledildi. Seleukos şehre babasının (ya da oğlunun) adına izafen ;antiokheia;adını verdi.( Bu isim zamanla Antakya şeklini aldı.
Başkent Antakya hızla gelişip günün dünyasında önemli bir merkez oldu. Zamanla bir olimpiyatlar şehri olarak ün yaptı ve muhteşem olimpiyatlarıyla anıldı.
M.S. 1.yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan Hristiyanlık , Kudüs dışında ilk defa Antakya;da yayıldı.Hz. İsa,ya inananlara ilk defa burada Hristiyan adı verildi ve Hristiyanlığın ilk kilisesi Antakya da kuruldu.
M.S. 1.Yüzyılda Antakya nüfus bakımından Roma İmparatorluğu nun Roma ve İskenderiyeden sonra üçüncü büyük şehriydi.
Antakya, Asi nehri ile Silpiyus Dağı arasındaki meyilli arazide kurulmuştu.
Şehir içinde ve çevresinde birçok sanat yapıları ,anıtlar, mabetler,tiyatro,hipodrom, hamamlar,agora, geniş caddeler vardı. Varlıklı ve önemli kişilerin evlerinin zeminlerieşsiz sanat eserleri olanmozaiklerle süsleniyordu.
Antakya ,tarihi boyunca depremlerle en çok yıkılmış şehirden biridir.Şehir M.Ö.148 yılından başlayarak M.S. 589 yılına kadar onbeş kadar büyük deprem yaşamıştır.
Bunlardan en şiddetlisi ve en çok can kaybına yol açanı,29 mayıs 526 akşamı meydana gelen ve 250 000(bazı kaynaklara göre 300 000) kişinin ölümüne yol açan depremdir.
638 yılında Antakya İslam ordusu tarafından kuşatıldı.Şehir anlaşma ile teslim alındı.877 yılında Tolunoğullarının,daha sonra Ihşitlerin egemenliği altına giren Antakya, 944 yılında Hamdanoğullarının Halep koluna bağlandı. 968 yılında Bizans ordusunun kuşattığı şehir 969 yılında teslim oldu. Böylece 631 yıl süren İslâm dönemi sona ermiş, Bizans hakimiyeti başlamış oldu.
Süleyman Şah 12 Aralık 1084 günü Antakyaya girdi.Şehirde halka zulüm yapılmasına engel oldu ve halkı bağışlayacağına dair söz verdi. Alınan bütün esirleri serbest bıraktırdı.
1097 yılında Anadolu dan Çukurovaya geçen Haçlı orduları İskenderunu aldıktan sonra Antakya önlerine gelerek, şehri kuşattı.(21 Ekim 1097) Antakya kuşatmaya uzun süre direndi,nihayet 3 Haziran 1098 de Haçlılar tarafından zapt edildi.1.ve 2. Haçlı seferleri sırasında Suriye bölgesi Bizanslıların elinden çıktı.BölgeyiMüslüman beyliklerle Latinler paylaştı.
Antakya 1137 yılında Kilikya seferine çıkmış olan Bizans İmparatoru Jan Komnenos tarafından zapt edildi. Antakya Prensliği Bizansa tâbi oldu.III. Haçlı seferinin başlaması üzerine bu sefer gerçekleşmedi. orduları 1191 yılında bölgeden çekildi.
Memlûklerin gelişi ile Antakyada 171 yıl hüküm süren Antakya Haçlı Prensliği sona ermiş oluyordu. 14. Ve15. Yüzyıllarda Halep, Antep, ve Antakya yörelerinde Avşarlar ve Bayatlar çoğunluktaydı.1516 yılı Ağustos sonlarında Y.Sultan Selim, Memlüklülerle yaptığı Mercidabık Savaşını kazanıp Halepe girdikten sonra,buraya bağlı olan Antakya ve havalisi de Osmanlı hakimiyeti altına girmiş oldu.Şehre ilk Vali olarak Bıyıklı Mehmet Paşa tayin edildi.
17.yy da yörede Süveydiye ,Payas, İskenderun iskeleleri faal durumdaydı.Ticaret kervanları gibi Surre Alayı ve hacı kafileleri de Payas, İskenderun,Belen Antakya güzergahını izleyen ve Anadolu ile Arap bölgelerini birbirine bağlayan bu ana yoldan geçiyorlardı.
1648 yılında İskenderun ve Antakya yöresinden geçen Evliya çelebi , yazdığı seyahatnamede özellikle Payas , İskenderun,Belen,Bakras ve Antakya hakkında çok önemli bilgiler vermiştir.
17.yy sonlarında güvenliğin yeterince sağlanamaması nedeniyle yöredeki birçok köy harap olmuş,çoğu köylüler yerlerini terk ettikleri için köyler boşalmış,üretim azalmaya başlamıştı.17.yy sonları ile 18.yy başlarında yapılan iskan ve ıslah çalışmalarının devamı olarak 1703-1704 yıllarında Vezir Hasan Paşa , Bakras yakınlarında ,anayol güzergahındaki Karamurt mevkinde büyük bir han,cami ve imaret yapılmasını emretti.Böylece bölgede güvenlik sağlanmış oldu.
1822 yılında meydana gelen deprem İskenderun,Belen ve çevresinde büyük yıkıma yol açtı.
Osmanlı döneminde Antakya da Ahilik ilkelerine göre çalışan,Lonca halinde örgütlenmiş bir esnaf teşkilatı,hanlar etrafında organize olmuş ve her biri bir mesleğin mensuplarına tahsis edilmiş sokakların oluşturduğu işlek bir çarşı vardı.Asi nehri üzerinde değirmenler ve sulama için gerekli suyu nehirden sağlayan su dolapları vardı.
Tanzimatın ilanıyla Antakya ve çevresinin idari yapısında da yeni düzenlemeler yapıldı.1869 yılında Süveyş Kanalının açılışı İskenderun iskelesini , dolayısıyla yöre ekonomisini olumsuz etkiledi.16 Nisan 1872 tarihinde meydana gelen şiddetli deprem Antakya ve köylerde büyük tahribat yaptı.1500 ölü bir o kadar da yaralı vardı.
Süveyş Kanalının açılmasının İskenderun ve havalisinin yaşayışı üzerindeki olumsuz etkilerinin telafisi için başlatılan İskenderun-Halep şosesinin yapımı 1886 yılında tamamlandı.Nisan 1909da Adanada meydana gelen Ermeni olaylarıDörtyol,Kırıkhan ve Antakyaya da sıçradı,bu bölgelerde de olaylar oldu.1915 yılında 2.Ermeni olayı yaşandı ve Süveydiye de ;Musa dağı eteklerindeki köylerde yaşayan Ermenilerin büyük bir kısmı,hükümetin emrine rağmen tehcire gitmeyerek Musa Dağına çıkıp devlete isyan ettiler.Ordu birlikleri ile silahlı mücadeleye giriştiler.Sonuçta kıyıya yanaşan Fransız savaş gemileri tarafından Mısıra taşındılar.1.Dünya savaşqı yıllarında Araplar Osmanlı Devletine karşı isyan ettiler.Savaşın son günlerinde Suriye cephesindeki ordumuz 25-26.Ekim 1918 gecisi Halep i terk edip kuzeye çekildi.28 Ekimde Türk birlikleri Antakya,Belen,Dircemal, telrifat hattında bulunuyordu. Türk ordusu bölgeden çekilirken Mustafa Kemal Paşa bugünkü sınırlara yakın bir hattın korunmasını emretmiş,yani yeni Türk devletinin sınırları daha o zamandan belirlenmişti.
12 Kasım 1918 günü İskenderuna asker çıkaran Fransızlar 14 Kasım 1918 günü karaya yeni birlikler sevkederek önce İskenderunu ,15 Kasım 1918 günü de Beleni işgal ettiler.
27 Kasım 1918 tarihinde ,merkezi Beyrutta bulunan Fransız Yüksek Komiserliği bir kararname yayınlayarak merkezi İskenderun olmak üzere Antakya, İskenderun ve Harimi içine alan İskenderun Sancağını oluşturdu . Sancak bir askeri vali tarafından yönetilecekti.7 Aralık 1918 günü İskenderun İskenderun dan gelen bir Fransız birliği Antakyayı işgal etti..11 Aralık 1918 günü 400 Ermenistan oluşan bir Fransız taburu Dörtyolu işgal etti. Bu Milli Mücadele tarihimizin önemli bir başlangıç noktası ve kurtuluş savaşımızın ilk kurşunudur. Bu çeteler daha sonra Kuvâ-yı Milliyeye katıldılar ve bölgedeki işgal birlikleri üzerine baskın ve saldırılar düzenleyerek onları yıldırdılar.
|
|
|
|
|
Olimpiyatlar Şehri Antakya
Antakya eskiden Dünyanın en muhteşem Olimpiyat oyunlarının düzenlendiği merkezlerden biriydi.Günümüzde 4.yılda bir yapılan ve bütün milletlerden sporcuların katıldığı olimpiyatlar ilk önce antik çağda Olympia'da Yunanlılara arasında düzenlenen yarışmalarla başlamıştır. M.Ö.11.yüzyıda başlayan olimpiyatlar 4.yılda bir yapılıyor ve sadece Atletizm etkinliklerine yer veriyordu.
Olimpiyat takvimi ancak M.Ö. 776'da benimsendi ve Olimpiyatların tarihi başlamış oldu.Başlangıçta Tek bir dalda yapılan, sadece bir gün süren Olimpiyatlar sonra beş güne nihayet 30 güne çıktı.Zamanla Olimpiyatlara ilgi, katılım ve devletlerde arttı.Oyunlar süresince savaşlar ve çatışmalar duruyordu.M.Ö.350 yılında oyunlar kesin şeklini aldı.Yarışma konuları çoğaldı.Oyunların galipleri ülkelerinde büyük rağbet görüyor, ayrıcalıklardan yararlanıyor, hatta heykelleri dikiliyordu. Antakya'da Olimpiyat niteliğideki ilk festivalin M.Ö.195 yılında Daphneia'da (Defne-bugünkü Harbiye) yapıldığı söylenir.Antiokhos IV. Epifanes zamanında M.Ö. 167 yılında Daphneia'de düzenlenen ve 30 gün süren oyunlarda yer alan festival korteji belkide tarihin en muhteşem, en zengin ve gösterişli festival kortejiydi.Festival ucu görülmeyen bir resmi geçitle açıldı.Roma giysili beşbin zırhlı genç adam, arkadan beşbin Misyalı, üç bin Kilikyalı asker, altın başlıklarıyla geçtiler.Daha sonra gelenler üçbin Trakyalı ve beşbin Galat'tı.Altın ve gümüş kalkanlarıyla yirmi bin Mekodonyalı onları izledi.Asker yürüyüşleriyle geçen elli çift gladyatör sonra altın ve gümüş koşum takımlarıyla süvariler oldukça görkemliydiler! ... Fillerden sonra askerlerden daha çok sayıda tanrı, tanrıça, yarı tanrı ve kahraman heykelleri geçti.Yanlarında rahipleri, bakireleri ile Suriye'den, Fenike'den Kapodokyadan, Kilikya'dan çok sayıda tanrı ve tanrıca, en garip Mısır tanrıları ve sonunda Grek tanrıları geçtiler.En güzel giysileri içinde kadın ve erkek otuz gün boyunca büyük bir coşkuyla gladyatör dövüşlerini, avları, yarışmaları izlediler.Şölenlerde yiyip içip gevezelik ettiler.Sonrada ülkelerine döndüler.
Antakya'da Olimpiyat oyunlarının düzenli olarak yapılmasına İmparator Augustus zamanında başlandı ve kısa sürede Roma aleminin en ünlü Festivallerinden biri haline geldi.
Modern Olimpiyatların kurucusu Baron Pierre de Coubertin
Dünya Spor Tarihi'nde Modern Olimpiyatlar'ın kurucusu olarak tanınan Pierre de Coubertin 1 Ocak 1863 ' de Paris 'de doğdu. Baba ve ana tarafından soylu bir aileye dayanıyordu. İyi okullarda okudu, eskrim ve boks dersleri aldı.Coubertin, kendi ülkesinde eğitimle sporun biraraya getirilmesi konusunu düşünüyordu.Bir süre sonra, demokrasi, eğitim ve spor konularında hayran olduğu İngiltere'ye gitti ve bu ülkedeki eğitim ve spor anlayışlarının Fransa 'da da uygulanması gerektiğine inandı. Papaz Didon'un Kafasındaki yenilikleri ,açtığı okul kapısı üstüne astığı bir levhada yer alan Latince " Citius, Altius, Fortius" sözcüğü, Coubertinin belleğinde kalacak ve zamanı gelince, " Daha Hızlı, Daha Yüksek, Daha Kuvvetli" anlamına gelen bu sl*gon,bir delice fikrin temel unsuru olarak dünyanın her tarafında bilinecekti.
Demokrasi, eğitim ve spor sahalarında merakını çeken Amerikaya'da giden Coubertin, çeşitli eğitim ve spor tesislerini gördü ve bunları yönetenlerle tanıştı.Fransa'ya döndüğünde, artık onun için atılacak adım sadece Fransa'ya değil tüm dünyaya bir kıpırdama getirecek bir olay olmalı idi.
Zamanla Fransa'daki çeşitli spor kuruluşlarının biraraya gelmesini sağladı. İngiltere'den kürek takımları, Paris'de Seine nehrinde, Paris takımının kürekçileri de Henley'de İngilizlerle yarışıyorlardı. Bu arada, 1899 yılında spor yöneticilerini topladığı bir kongredeki " Modern çağın gelişimine uymak için Olimpiyatlar'ı canlandırmalıyız." sözleri, bazı dinleyicileri şaşırttı.
Ama, Coubertin büyük bombasını patlatmak için tüm hazırlıklarını yapıyordu.1894 yılının Haziran ayı ortasında, Sorbonne'da 37 spor kuruluşunu temsilen 78 kişi ve 9 ülkeden 200 delegeninde bulunduğu 2.000 aşkın bir davetli ve dinleyici, Coubertin'in organize ettiği" İnternational Athletic Congress" adlı bir toplantıda buluştular.Kongre gündeminde iki temel unsur olarak amatörlük kavramının anlam ve uygulaması ve Olimpiyadlar konuları vardı."Olympism" diye adlandırılan ikinci komitenin başında, Yunanlı Demitrios Vikelas ve üyeler arasında da Amerikalı Dr. William M. Sloane vardı.Coubertin Kongre'den bir hafta evvel Revue de Paris dergisinde yayınladığı bir makalede canlandırılmasını istediği Olimpiyadlar'ın temel ilkelerini sıralamıştı.
İlk önce komite ve daha sonra da kongre' de kabul gören bu ilkelere göre : 1.Olimpiyadlar eskiden olduğu gibi her dört yılda bir yapılacaktır. 2.Olimpiyadlar, Klasik Yunan'da olduğunun aksine, tüm dünya sporcularına açık olacak ve yarışma programı, günün sporlarını içerecektir. 3.Yarışmalarda sadece büyükler yer alacaktır. 4.Amatörlük kuralları, kesinlikle uygulanacaktır. 5.Olimpiyad organizasyonu " geçici " olacak ve her olimpiyad başka bir ülkede yapılacaktır. Kongre'nin bu kararları almasından sonra Coubertin Vikelas, Sloane ve birkaç kişiden oluşan IOC diye adlandırılan ilk Uluslararası Olimpiyad Komitesi kuruldu. Artık IOC kurulmuştu ve Coubertin de IOC 'nin başkanı olmuştu. IOC modern Olimpiyadlar'ın 1896 'da ve Atina'da yapılması kararlaştırdı.
DİNLERİN BULUŞTUĞU YER: ANTAKYA
Antakya, tarih boyunca değişik din ve medeniyetlere beşiklik etmiş bir yerleşim yeri olmuştur. İmparatorlukların kurulduğu yer itibariyle şehir,genellikle geçiş yeri olduğundan etkinliğini her dönemde devam ettirmiştir. İlkçağlarda ve özellikle Roma-Bizans döneminde Akdeniz havzasının en büyük şehirlerinden biri,olimpiyat oyunlarının,kalabalık nüfuslu ,12 km uzunluğunda muazzam surları bulunan önemli bir ticaret ve sanayi merkezi olarak dikkati çeker.İslâm öncesi dönemde Antiochia olarak geçen şehrin ismi İslâmî dönemde Antâkiye şekline dönüşerek bugüne ulaşmıştır.
Şehrin kuruluşu İskender zamanına kadar gider ve efsaneler içine karışır.O zamanlarda iki mahalleden oluşan şehrin Halep yoluna doğru olan kısmında Makedonyalılar ve Yunanlılar, güneybatı tarafında ise yerli halkla bir miktar Yahudi oturuyordu.Kudüse yakın büyük ve zengin bir yerleşim merkezi olması,Anadolu ve Yunanistana uzanan yolların kavşağında bulunması sebebiyle Kudüs ten gönderilen havâriler burada toplanıyorlar ve Hıristiyanlığı yaymak üzere Anadoluya ve Yunanistana gidiyorlar,dönüşlerinde yine buraya geliyorlardı. Şehir Kudüsün tahribinden sonra Hıristiyanlığın merkezi oldu. Hatta kendilerine gentile dedikleri halktan ayırmak için -Hıristiyan- adını vermeleri ilk defa burada gerçekleşmişti.Yahudi cemaatinden olmayanlar arasında Hıristiyanlığın yayılması da yine bu şehirde başladı.
Şehrin asıl ihtişamlı dönemi İslâmiyetin şehre girmesinden sonra olmuştur. Kuranı Kerimde iki ayrı yerde şehirden bahsedilmesi,buranın Müslümanlar tarafından ilgi odağı haline gelmesine sebep olmuştur.Yâsin sûresinde O sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve:Ey kavmim! Uyun o elçilere! Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar hidayete ermişlerdir dedi.(Yâsin,20-21)Büyük müfessir Elmalılı Muhammed Hamdi Yazıra göre:Bu adam,bu kahraman fedai,bu büyük mücahit,bu güzel vâiz,doğru cennete giden ve Allah Teâlânın özellikle ikramına kavuşan bu sevgili şehit,Yâsin sahibi Habibi Neccar diye tanınmaktadır.Gene Elmalılıya göre Bu medine(şehir) de Antakyadır diyorlar ve o zaman büyük ve geniş bir şehir olduğunu söylüyorlar.
Bir başka olay ise Kehf sûresinin 77. âyet-i kerimesinde anlatılmaktadır. Hz.Musa(a.s) ve Hızırın yolculuğu anlatılırken şöyle denilmektedir:Bunun üzerine yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yemek istediler.Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar; Yine E.M.H.Yazıra göre:İleriden anlaşılacağı üzere bu bir şehir idi.Bir çokları Antakya olduğunu söylemiş. Şehre Antakya ismi sonradan verilmiş olduğuna göre eski isminin başka bir şey olması gerekir.Dinler açısından bu iki önemli olayın Antakyada geçmiş olması bu şehrin bütün dinler tarafından kabullenilmesine sebep olmuştur.
Şehrin Müslümanlarca önemi yeterince anlaşıldığı için İslâm tarihi boyunca sürekli elde tutulmak istenmiştir. Antakya, Bizans kuvvetlerinin 636da İslâm orduları karşısında yenilgiye uğradığı Yermük savaşının ardından Ebu Ubeyde b. Cerrah idaresindeki İslâm kuvvetleri tarafından kuşatıldı.Kuşatma uzun sürdü.Hz.Ömerin tavsiyesi üzerine şehre zarar verilmemek maksadıyla çatışmaya girilmedi. Nihayet halk teslim oldu. Antakya İslam hakimiyetinde bir serhat şehri özelliğini kazandı,bir askerî üs ve meydana gelebilecek saldırıları durduracak savunma noktası haline geldi.Abbasiler döneminde Kilikyanın merkezi oldu.
Haçlı seferleri zamanında güçlü bir İslâm devletinin olmayışı, siyasî parçalanma Bizanslıların ve Haçlıların uzun süre buraya hakim olmalarına sebep oldu. Moğol istilası sırasında Antakya herhangi bir saldırıya uğramadı, hatta Moğolların korkusundan şehre birçok Hıristiyan ve Müslüman sığındı,nüfus bu yüzden artış gösterdi.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Antakya yine eski ihtişamına kavuşturulmaya çalışıldı ise de hiçbir zaman önceki şaşaasına ulaşamadı.Yavuz Sultan Selimin Mısır seferi sırasında Osmanlı hakimiyetine geçen Antakya, Halep eyaletinin sancaklarından birini teşkil etti ve sancağın merkezi oldu.
Dinlerin mesajlarının doğru anlaşıldığı dönemlerde, içerisinde birçok din mensubunun bulunduğu bu şehirde insanlar, hoşgörü ve diyalog içinde yaşamışlar, herhangi bir kargaşaya meydan vermemişlerdir. Zaman zaman dinî anlayış,mezhep farklılığı ve siyasî çatışmalardan kaynaklanan huzursuzluklar olmuşsa da özellikle son zamanlar itibariyle,dünyanın birçok yerinde birlikte yaşanan yerleşim yerlerine göre Antakya, birlikte yaşama, saygı ve hoşgörü konusunda diğer yerlere örnek olabilecek bir nitelik kazanmış durumdadır.
Sonuç itibariyle,nüfus çoğunluğunun Müslüman olduğu şehir,özellikle İslâm dininin engin hoşgörüsünün doğru anlaşılması durumunda daha uzun süre huzur içerisinde yaşayabilir.Bu konumuyla da diğer yerleşim yerlerine birlikte yaşama sanatının nasıl icra edilebileceğini gösterme fırsatını yakalayabilir
|
|
|
|